All for Joomla All for Webmasters
Yakın Tarih

Debre Kongresi

Arnavut Kongreleri ve Debre Kongresi

1908 öncesi Osmanlı devletinin içinde bulunduğu ve Meşrutiyeti doğuracak olan şartlarda, dünyanın üç önemli kaynama noktasından birisi olan Balkanlar’daki kazanın altı çoktan ısınıyordu. İstanbul’un yüzyıllardır elinde tuttuğu ve tayin ettiği/belirlediği dengeler gittikçe hassasiyetini ve değişim süratini arttırmaya başlamıştı. İstanbul bu sürate yetişmekte gitgide zorlanacak, Balkanlardaki kazanın ısısı günden güne artacaktı. Bu süreçte Balkanlar’ın kadîm sakinleri Arnavutlar arasında da milli kimliğin ön plana çıkmaya başlamasıyla Arnavutça alfabe ve eğitim gibi kültürel sorunların konuşulması ve bu sorunların çözümü için kongrelerin düzenlenmesi dönemin en mühim hadiseleri arasındadır. Buna paralel olarak Prizren ve Peja İttifakları gibi siyasi örgütlenmeler olarak gelişmiştir.

1881 yılında gizli Debre kongresinde Ohri’nin müstakbel Arnavutluk’un başkenti olması kararlaştırılmış, hükümet bu gizli toplantıyı haber almış ve Arnavut liderlerini dağıtmak üzere Derviş Paşa’yı bölgeye göndermiştir(1).

Osmanlı toprakları dışındaki kongrelerden bazıları şunlardır. 1895 Ekim’inde İtalyan Arnavutlar, Carigliana Calobra’da bir kongre düzenlemişlerdir. 1897’de toplanan bir kongrede de ortak bir alfabenin yazılması, sözlük hazırlanması, Arnavut Ulusal Derneği’nin kurulması, Anavatan Arnavutluk ile ilişkilerin kurulup geliştirilmesi gibi talepleri içeren bir program oluşturulmuştur. 1898’de Bükreş’de  bir Okul kongresi toplanmış ve kongre sonunda Sultan’a bir telgraf çekilerek Arnavutluk’taki bütün okullarda Arnavutça eğitim yapılması ve Arnavutluk’ta toplanan vergilerin 1/6 sının bu işe harcanması talep edilmiştir. 1900 yılında Napoli’de İtalyan himayesi altında bir Arnavut Kültür Kongresi toplanmıştır. 1902 yılında Paris’te Jön Türk Kongresi dışında bir de Arnavut Kongresi düzenlenmiştir. 1903 yılında Napoli’deki İtalyan-Arnavut Kongresinde, beş vilayetin birleştirilmesi(Yanya, Şkodra, Manastır, Kosova ve Selanik), Şkodra merkezli genel vali ile bu birleştirilmiş vilayetlere özerklik verilmesi  gibi görüşler dile getirilmiştir. 1904 yılında Bükreş’te yeni bir Kongre toplanmış, toplantıya Avrupa’daki Arnavut aydınlar katılmışlar ve Paris’te daha önce alınan kararlara uygun olarak Osmanlı hükümetine karşı harekete geçilmesi kararlaştırılmıştır.1907 yılında Paris’te toplanan Osmanlı İhtilalci Kongresi sırasında da Arnavut aydınları ‘adem-i merkeziyet’ fikrini desteklemişler ve meşrutiyet ilanı sonrasında bu yöndeki faaliyetlerini yoğunlaştırmışlardır(2).

1908 öncesi Arnavut Kongreleri genellikle Osmanlı toprakları dışında yapılmıştır. Meşrutiyetin ilanından sonra ilk önemli Arnavut Kongresi Kasım 1908’de Manastır’da yapılmıştır. İkinci Kongre ise 23-28 temmuz 1909’da Debre’de toplanmıştır.

Debre Kongresi’ni izlemiş olan Manastır’lı Kenan’ın yazdığı ‘Debre Kongresi’nin ve ‘kararlar’ ve ‘protokol sureti’nin orijinallerini şahsi arşivinde bulunduran Sayın Faruk Ilıkan’a göre, Debre Kongresi   kararları neticesi itibariyle değil, kongrede konuşulan Arnavut Alfabesi, Arnavutça Tedrisat gibi taleplerin serbeste konuşulması ve Arnavut İstiklal fikrine sahip olanların daha fazla gayrete  gelmesine sebep olmasıyla önemlidir…

Manastır’lı Kenan’ın yazdığı ‘Debre Kongresi’nin ve ‘kararlar’ ve ‘protokol sureti’nin orijinallerini şahsi arşivinde bulunduran Sayın Faruk Ilıkan’a mezkûr belgeleri sitemizde yayınlamak için verdiği izin ve nezâketi sebebiyle samimî teşekkürlerimi iletmeyi borç biliyorum.

Metnin diliyle ilgili site ziyaretçilerinin şüphesiz intibak problemleri çıkacaktır. Lakin tamamını sadeleştirmek hem uzun hem de müşkül bir yoldur. Metnin içindeki Arnavutça tedrisatın serbest bırakılması gerektiğiyle ilgili taleplerin konuşulduğu celselerdeki milletvekilleri ve Kongre hazirûnu arasında gelişen tartışmaların zabıtlar oldukça ilgi çekicidir.  İlerleyen zamanda aynı metinleri sadeleştirerek Tiran’da bir dergide yayınlamayı düşünüyorum. Sadeleştirmesi bittiğinde eş zamanlı olarak sitemizde de yayınlayacağım.

Saygılarımla…Adrian

 

Dipnotlar

1-  “İttihatçılar ve Arnavutlar”., Bilgin Çelik., Büke Yay., İstanbul., Ağustos 2004., sf. 238
2- AGE., sf. 239

Sayfa: 2/8
DEBRE KONGRESİ

Cami’ ve mürettibi Manastırlı Kenan
Hasılatı Debre ve Elbasan maarifine mahsustur.
İstanbul, Cihan Matbaası, 1328

 

İfade-i mahsusa

Benim için unutulmaz, sevimli bir hatıra olan Debre seyehati akabinde yazdığım “Debre Kongresi”nin tab ve neşrini Manastır’da teessüs edecek olan Arnavud matbaasının teşekkül ve tekemmül etmesine ve Debre’de aldırılan resimlerin klişelerinin vüruduna talik eylemiştim.

Matbaa tekemmül ettiği zaman ise bazı mevani-i hususiye(hususi engeller), ondan sonra da arıza-i sıhhiye zuhur etti. Beni Manastır’dan uzak bulundurdu. Bu da “Debre Kongresi”nin tab ve neşrini tavik eyledi.

O kadar ki “Debre Kongresi”nin vukuu ezhan-ı efkârdan hemen silindikten sonra ona ait hatıratın tab ve neşrini artık bifaide görmeye başlamıştım.

Evvelce musammam olduğu vechile “Debre Kongresi”nin hasılatı Debre ve Elbasan maarifine tahsis edildiği cihetle bir maksad-ı hayrı velev geç kalmış olsa da akim bırakmanın münasip olmayacağını düşünüyor ve bilhassa Debre’de gördüğümüz bînazîr mihmandarlığa karşı o mürüvvetkâr mamleket maarifine karşı naçiz bir hediyede bulunmak emelinden de feragate razı olamıyordum.

Ümit ederim ki “Debre Kongresi”nin tarz-ı cereyanını gösteren bu mecmuadan Arnavud’ların Osmanlı ailesi arasında en kıymetdar bir uzv-i metin olduğu haricen anlaşılacak.

Medhal

İşte, İşte Debre. Oh ne beşaret. On saatten beri helezoni inişler, çıkışlar artık bitiyor öyle mi? Filhakika yol, nasıl yol. O tabii izler, çok kere insana göz kapatan şükür kurtuldum dedirten o korkunç geçitler artık bitiyor. Debre görünmeye başlıyordu.

Debre: Tarihi bir isim. İkrar ederim ki Osmanlı haritasında zişöhret olan Debre benim de hatıratımı işgal ediyordu. Debre karışmış, Debre’de yine bir konent oluyormuş sözlerini çocukluğumdan beri ihtimal ki yüz kere duymuştum. İşte şimdi mutasarrıfları koşan, istibdat paşalarını kaçırtan hatta en müthiş devrinde Hamid-i mahluu(Sultan Hamid’in halli, tahttan indirilmesi)  da telgraf makinasına isteyen Debre görünüyordu, ben de oraya gidiyordum…

Acaba diyordum… Gördüğüm, zekâ ve nezaket-i fikriyelerini takdir ettiğim Debreliler burada başka türlü müdürler yoksa bu yerde başka bir halet mi vardır?

…………..

Yaklaşıyorduk, Allah’ım o ne kalabalık! O ne müşaşaa(şaşaalı) istikbal! Lakin Debre tamamiyle mamur! Öyle olduğu kadar da latif bir şehir!..

Sırmalı elbiseli, beyaz fistanlı, müsellah(silahlı) gençler sıravari dizilmiş bir vaz-ı muhabbet ibraz ediyor. Binlerle halk pür-sükun ve inşirah bayraklar, ah o mübarek rayat-ı zafer ayat-ı Osmaniye(zafer bayrakları ve Osmanlı alemleri) o iktar ve büldane(beldeler) bir zamanlar asayiş, rahat bütün manasıyla medeniyet tevzi eden fakat bir çok vakitten beri ekseriya tiyatro kapılarında sallanan bir takım payesiz yerlere münhasır gibi kalan bayraklar cazibedarane ruhnuvaz(ruh okşayıcı) bir surette, bahusus ne de yerinde temevvüç ediyordu(dalgalanıyordu).

…………..

Karışıyorduk. Bayraklar arasında en evvel nazarlara Debre müftüsü Vehbi Efendi’nin cemal-i tabdarı göründü. Bu zat fezailsimat hemen kavisin merkezini işgal ederek irad-ı nutka başladı. Kalabalık not tutmaya imkan ve tehacüm-i hissiyat(hissayat hücumu)  dahi bu nutk-u kıymettarın, harfiyen lafzına meydan bırakmadı. Yalnız şu kadar diyebilirim ki müfti-i faziletmend davet-i vakıaya icabed eylediğinden dolayı misafirine teşekkür ettikten sonra hukuk ve fevaid-i içtimayiyeyi, Arnavut kavm-i necibinin her türlü isnadata rağmen hissen, vaziyeten, ihtiyacen Osmanlılık’ın bir lazım-ı gayr-i münfeki bulunduğunu ve kongre azalarına teveccüh eden vazifenin ehemmiyetiyle beraber bu babdaki umumi hüsn-i niyet ve kifayetin elbette kafil-i hizmet olduğuna şimdiden itimat etmemekte bulunduğunu kendisine has bir vuzuh ve hüsn-i beyan ile ifade ve enyan etti.

Bunu müteakip manastır müftü-i faziletmendi Receb Efendi  dahi irad-ı nutka ibtidar ederek aynı vadide pek perlek sözlerle natk-ı eveli tedviç etti.

Bu iki müftünün hakikaten birer enmuzec-i belagat birer feteva-yı bülend-i siyaset denmeye seza olan nutukları samiin tarafından pek büyük bir şevk ve tazim ile alkışlandı. Müteakiben Selanik namına kongreye iştirak edenlerden Mustafa Arif Efendi’nin Türkçe nutku ve Selanik, Manastır Başkim kulüplerinden gönderilen Abdül ve Fehim Beylerin Arnavutça nutukları pek çok alkışlara mahzar oldu.

Bundan sonra misafirîn Debre eşraf ve muteberan taraflarından bir tehalük-i müsabıkatkarane ile tefrik ve konaklara taksim olundu.

Saffet-i mübeccele-i mihmannuvazı Arnavutluk’un(Arnavutluk’un temiz ululanmış misafirperverliği) en mümtaz mefahir-i milliyesindendir(milli iftiharındandır). Bir yabancı bila tefrik-i cins ve mezhep bu havalinin en fakir bir köyünde bile mahzar-ı hüsn-i kabul olur. Burada ailenin kuru, katıksız, kifaf-ı nefse kadar ve bazen o kadar da olmayan ekmeği bir yabancı ile bila tereddüt hatta ve seve seve taksim edilir. Bu öteden beri malum fakat Debre’nin defa gösterdiği mihmannuvazlık elhak pek ali, cidden ve pek muhteşem idi…

………..

 

 

Sayfa: 3/8
Ferdası Cuma günü ki, milletin umumi ve pek büyük bir bayramına müsadif olan 10 Temmuz sene 1325’tir. Hükümet konağında umumen ictima edilecek tebrikat icrasından sona kongrenin küşadı resmen ilan olunacaktı.

Karar vechile sabah saat onikide daire-i hükümet pişgahında(huzurunda) toplanıldı. Toplar atılıyor, her taraftan izhar-ı şadumani ediliyordu. Heyete Debre mebusu muhteremi İsmail Bey riyaset ediyordu.

“Debre Kongresi”
İlk içtima 11 Temmuz sene 1325
İhtar

Esna-yı müzakerede muntazaman not tutmaya çalışılmış ve hitm-ı müzakerede her gece üç beş arkadaş arasında mazbutat(zabıtlar) tekrar makabele edilerek temin-i sıhhate say edilmiş ise de yine bazı zevatın hitap ve teklifleri lüzumu kadar vazıh ve harfiyen zabt edilemedi.

“Debre Kongresi”
İlk İçtima-yı  Umumi

İlk içtima cumartesi sabahı askeri kulübünde vaki oldu. Medhalde bir nebze bahsettiğim tehalüf-i efkar yüzlerde okunuyordu. Kongre azalarından bazılarında evvelce tertip ettirilmiş olan ve hayat-ı siyasiye proğramı ismi takılan varaka-ı matbua görülüyor, diğer taraftan bir çok müracaata rağmen  bu proğramı elde edemeyenler arasında hüsnolunan alaim-i hayret giderek şekl-i işbirar alıyordu.

Bu sırada debre müftüsü Vehbi Efendi: Az sonra kıraat olunacak olan program dört maddeyi ve neticeyi ihtiva ediyor diyerek evvela o dört dört maddeyi mealen söyledikten sonra şayan-ı takdir bir talakatle esbab-ı mucibelerini muhtasaran izah etti ve atiyyen esna-ı müzakeratta bir çok münakaşata  badi olan proğramı madde madde kıraat ve kabulünü reye havale eyledi.

Selanik Başkim kulübünden mebus Abdül bey kıyam ederek okunan mevadi Arnuvudcaya birer birer tercüme ettikten sonra; İşbu mevad menafi-i mülk ve millet için pek güzel düşünülmüş. Fakat zannederin herkes bir hakk-ı kelam gözetiyor, sorarım size derhal tasdik edip dağılalım mı yoksa daha muhtaç olduğumuz bazı mesailin ilavesi için müzakere mi edelim? Dedi.
Umum, “müzakere, müzakere” demiş ve ayağa kalkmıştı.

Bu sırada Ohri müderrislerinden Mustafa Efendi ile birkaç ses daha müzakerenin he lüzumu var tasdik ve temhir edip dağılalım başka işimiz yok yolunda beyanatta bulundularsa da ekseriyet müzakere demiş ve dağılmaya başlamıştı.

Aşağıya inildi. Lakin iş kezb-i nezaket etmişdi. Ekseriyet-i azimesi Arnavudluk eşraf  ve ayanından bulunan bu heyette izzet-i nefs, gurur-u milli tecessüm etmiş kimse kimseye söz söylemiyordu. Nadiren muhatebe olunacağı zaman fevkalade ihtiyat ve nezaketle idare-i kelam ediliyordu. Sinirler o kadar gergin idi.

Bu sırada idi ki “Şaban Baba dergâhına” nidaları duyuldu. Halk oraya doğru yollandı. Kable’l-zahr kongreye memur olanların ekserisi mezkur dergahta içtima ettiler. Sinirler elan gergin. Nasıl olacak? Gidelim mi kalalım mı düşüncesi devam ediyor idi. Hafif hafif konuşmalar yavaş yavaş yükseliyor hararetli muhatabat baş veriyordu.

…………..

Birinci İçtima          

Encümen-i Mahsusa mahal-i içtima olmak üzere Debre eşrafından Ziynullah Efendi’nin konağı gösterildi. Temmuz’un onikinci Pazar günü kable’l-zahr encümen ictima etti.

Taraf-ı riyasete intihabından dolayı teşekkürü havi kısa bir nutuktan sonra müzakerat küşad edildi ve matbu program okunmaya başlandı. Mukaddimeye itiraz ederek Abdül Bey: “Neye karar  verileceği henüz malum değilken, mevad(maddeler) tayin edilmeden isim nasıl takılır; bunun için mükaddimenin bertaraf edilmesini mevadın kıratına geçilmesini talep ederim” dedi. Bunun üzerine mukaddime ve isim tayyedilerek birinci madde kıraat ve kabul olundu. İkinci maddenin “edeceklerdir” tabirinin “ederler” suretine tahvili hakkındaki teklifi üzerine ol vechile tahvil ve kabul olundu. Üçüncü madde okundu.
Abdül Bey“Arnavudlar başıbozuk…” ve “Düvel-i Muazzamaya Hayret” fıkralarına itiraz etti ve “Bir şeyi mütemadiyen tekrar eylemek ondan gocunulduğunu binaenaleyh zımnen o şeyin mevcudiyetini ima demek olacağından ve hal-i hazırımızı biz bildiğimiz kadar Avrupa dahi bildiğinden cihana karşı şayan-ı hayret kuvvesi göstereceğiz demek asıl şayan-ı hayret bir tefahür-i bimana olacağından bu fıkraların çıkarılmasını talep ederim” dedi.

Dördüncü madde kıraat olundu. Bu maddenin hin-i müzakeresinde münakaşat vaki oldu. Abdül bey külliyen ref’ini,  Sehil Efendi  ile Halim Bey (Suve) bilakis aynen kabulünü talep eylediler.

Abdül Bey“Hükümet vazifesini icra eder. Buna kimse itiraz edemez. Fakat ahalinin muamelat-ı hükümete iştiraki kanunsuzluktur. Zaten başıbozuk fıkrasını evvelki maddeden bu mülahazaya mabni çıkarmıştık. Bunun için bu madde tamamiyle çıkmalıdır.”

Sehil Efendi“Henüz hiçbir teşkilata girmeyen bazı yerlere karşı pek güzel tertip edilen bu madde bilakis kanuniliğe doğru bir hatvedir. Zaten maksat ahalinin efkar ve kuvvetiyle hükümeti enzar-ı ecanibde takviye etmek değil midir? Binaenaleyh maddenin aynen kabulünü teklif ederim.”

Sudi Efendi— “ maddenin lüzum-u ibkası reyine iştirak ederim. Zira biz de elan  bu gibi ahval caridir. Mesela geçenlede …’yı birkaç yüz kişi müsellehan muhasara etmiş idi. Hükümet izhar-ı acz etti. Ben beş yüz kişi alarak yolu küşad ve muhasarayı ref eyledim.”

İkinci içtima

Saat sekiz buçuk sularında müzakerata ibtidar edildi, dördüncü maddenin tahrir olunan suret-i muaddelesi kıraat ve kabul olundu. Badehu Müftü recep Efendi’nin ahz-ı asker hususundaki teklifinin müzakeresinden evvel henüz ahz-ı asker kanununun cari olmadığı yerlerde dahi askerliğin tatbik ettirilmesi hakkında bir teklif vaki oldu. Ve yazılan maddenin “Mebusan ilh…” müedasının zaten bir usul-i kanuni olmasından bunun terkiyle daha katiyü’l-talep ifadesi ile “tenkisat-ı askeriye henüz cari olmayan yerlerde hemen tertibat ve tenkisat –ı lazimenin icrası” tarzında muharrir-i aciz tarafından teklif olunan tadil Rıza Bey’in(İşkodra) muhalif ısrarı üzerine kabul edilmeyerek hal-i sabıkı ile kabul olundu.

Müftü Receb Efendi’nin askerin celp ve cemi hakkında olup mevki-i müzakereye takarrür etmiş olan teklifi mevzu-i bahs oldu. Sehil Efendi ve muharrir-i aciz bir taraf Recep Efendi, Akif Paşa(Elbasan), Sadık Paşa(Yanya), bir taraf beyanatta bulunduktan sonra Recep Efendi’nin tekrar ita eylediği izahat üzerine bu babda bir maddenin kaleme alınması katip İhsan Bey’e havale olundu ve tahrir olunan madde de su –i istimalat ilh… ve memurin –i mülkiye tarafınan evvelce ilan edilmesi ilh… fıkraları üzerine yeniden cereyan etti.

M.“Bahs olunan su-i istimalat varsa mülkiye memurlarının bir ilanı ile men edilemez, bundan başka ani bir icap üzerine silah altına davet etseriya vaki olmakta olduğundan evvelce ilan edilmesine imkan bulunamaz, bundan büsbütün feragat edilmeli yahut yalnız harbiye Nizareti’nin nazarı dikkati celbe delmeli.”

Sehil Efendi bu fikre iştirak etmekle beraber esasen ordunun muayyibinden tenzih-i icap edeceğini ifade etti. Fakat ekseriyet maddenin aynen kabulü tarafında rey etmekte olduğu sırada “si-i istimal” yerine “temin-i intizam” tabirinin yazılması karargir oldu.

 

Sayfa: 4/8
Badehu muharrir-i aciz tarafından Girit meselesinden artık bahsedilmesi lüzumu teklif edildi. teklif-i vaki ittifak-ı ara ile kabul ve bir telgraf keşidesine karar verildi. Yazılan telgrafın metninde(Besa) imza mahallinde (Osmanlı Arnavud Meşrutiyet Kongresi Reisi) sözlerinin bulunduğuna Üsküb vilayetinden gelen Elezoviç Efendi şiddetle itiraz etti.

Elezoviç Efendi“Besa tabirini kanundan yüksek görüyürsunuz. Halbuki o Besa Avrupa’ca kanunsuzluk ve vahşilik sayılıyor. Hem yalnız Arnavudluk ne demektir ben bileydim gelmezdim. Burada Arnavud olmayan da vardır. Benim memleketim bütün Arnavudluk mudur? Hani ya Arnavudlar için söyledikleri İstiklal fikrini reddedecek idik! Ben bunda bir ayrılık hissi görüyorum. Yalnız Arnavudlar mı? O halde ben de Sırplık demeliyim? Osmanlı Rumeli demeli veya Makedonya kongresi demeli?”

Abdül Bey“Arnavudların Besa’sını tariz(sataşma), o Besa’yı vahşetle nikbiyet pek büyük bir haksızlıktır, belki hakarettir. Bundan dolayı Elezoviç’ten tarziye(Özür) talep ederim. Balkan şube-i ceziresinin en kadim evladı olan  Arnavudlar canlarından aziz olan Besa’ları  sayesinde binlerce seneden beri muhafaza-ı mevcudiyet eylemişler ve mevcudiyetlerini de göstermişlerdir. Besa Avrupa’ya hoş görünmezmiş. Neden? Besa ki, namusu ve mukaddesi silahlar üzerine söz vermez demektir. Avrupa’da da maruftur. (parol d’honneur) Besa’dan başka bir şey değildir. Yalnız bir fark var ki, Arnavudlar her ne için Besa yani söz vermiş iseler canlarını esirgemeyerek besalırını tutmuşlardır. Elhasıl Besayı her türlü şaibe-i taarruzdan tenzib eder ve Arnavudlar Besa ile yaşadılar Besa ile yaşayacaklardır derim.” (Alkışlar…)

 

Receb Efendi“Refikimizin bir kavmin mukaddesatından olan Besaya karşı muhakkirane olan tecavüzünü şiddetle reddederim, zaten bu şayan-ı esef tecavüze hiçbir sebep görmüyorum.”

Elezoviç Efendi“Bu şiddetleri reddederim.”

Müftü Receb Efendi—(hidetle) “Dinle sözümü kesme.”

Elezoviç Efendi“Afedersiniz bana emredemezsiniz.”

Müftü Receb Efendi“Evet, şayan-ı esef tecavüze sebep yoktur. Hep bila tefrik vatanın istihsal-i saadeti için vatan kardaşı sıfatıyla toplandık. Yalnız Arnavudlar mı? Ne demek? Kendisi sırp imiş ne zarar, böyle bir içtima ile vatanın faidemend olacağını düşünerek bir müddet sonra kendisi de taraf için bir davette bulunsun. Ben bu ihtiyarlığımla beraber herkesten evvel koşarım, bir Sırp davet ettiği bir bir mülahazaya kapılmam. Arnavudlar umum vatandaşlara aguş-u muhabbetlerini açmışlardır. İttihad, kardaşlık fikirleri arasındaonların Besalarına tecavüz, akdetmiş oldukları kongrenin kendi namlarına izafet edilmesini çok görmek hiç reva değildir.”

Hafız Ali Efendi(Görice)“Makedonya tabiriyle de bir şey kazanılmaz. Zira Makedonya eski Arnavudluk demektir. Makedonya’nın asıl sahibi ve kadim ahalisi bugünkü Arnavudların ecdadı olan Plajlar’dır.”

Hacı İbrahim Bey(Üsküb Belediye Reisi)“Kosova’nın her tarafı Arnavudluk  olduğunu bununla beraber öteden beri Arnavudlar’ın diğer vatandaşlarıyla hoş geçindiklerini ve aralarında hiçbir fark gözetmediklerini, namus ve vicdan özüne söz demek olan Besanın bu gibi münakaşata layık olmadığını binaenaleyh bu münakaşanın kapatılmasını” beyan eyledi.

Halim Bey—“Refikimiz bilmelidir ki kendi memleketi Arnavudluk’tur ve buranın başka bir nam almasına mümkün değil müsaade edemeyiz.”

M.“Refikim Eelezoviç Efendi’nin iliştiği iki noktadan besa tabiri için şimdiye kadar verilen cevaplara ilaveten Besanın Sırpçada (…)dan başka bir şey olmadığını beyan ederim. Kongremizin ünvanına gelince: Debre ve refikimizin meskut reisi tarihin zabt-ı vekayie(zabtı tutulan olayların) başladığı zamandan beri    Arnavudların vatanı Arnavudluk’un bir cüzüdür.Bu sebeple kongrenin mahal-i akdine nisbet edilmesinin esasen bir fikr-i nezaketperveraneden başka bir şey hamdolunmaması lazım gelir. Bununla beraber refikimizin kuşkulandığı ve sözleriyle nazar-ı dikkati celbetmek istediği noktalar şayan-ı izahtır. Görülüyor ki refikimiz Arnavudluk ve Arnavudlar kelimelerine ehemmiyet verilmesinden diğer vatandaşlarımıza bir muzarrat mülahaza ediyor. Sonra da Arnavudlar kendi komiteleriyle meşgul olurlarsa bunun Osmanlılık’a karşı iyi bir vaziyet olamayacağını ortaya sürerek bir yaldız veriyor. Lakin Osmanlı İmparatorluğunu teşkil eden umum akvamın bila-fark(bütün kavimlerin farksız olarak) –Osmanlı nam-ı umumiyesine izafetle- famkat muhafaza-i mevcudiyet ve timin-i terakkilerinin Osmanlı kanun-i Esasi’since taht-ı tekellüfde bulunulduğunu unutuyor. Diğer traftan da Arnavudluk tabirinin hiçbir zaman Sırplık, Bulgarlık, Yunanlılık tabirleri ile beraber yad olunamayacağını düşünmüyor. Vatan-ı müşterekimizdeki akvam-ı muhtelifenin hissiyat-ı Aliye-i Osmaniyeleri’nden katiyen emin olmakla beraber Arnavudlar’ın temayülat-ı hariciyeye kapılabilmeleri için dünyadaki hiçbir sebep ve zuhur-u hariciyenin mevcut olmaması ve Arnavudlar’ın Osmanlılıktan terbileri hayat-ı kavmuyelerinden terbi demek olduğunun aşikar bulunması zannederim bu hakkı pek güzel tayin eder. Refikim Rumeli vesair tabirlerle tarihi bir hak mı göstermek istiyor? Bugün Osmanlılıktan başa bir şey yoktur. Olamaz da. Fakat bil-farz eskilerden bahsedilmekde faide lazım gelse yine o namlara biltercih Arnavudluk demek hem muhaktır hem de bu söze karşı fikr-i dahili bir aks-i harici mutasavver olmadığından hiçbir mazarrat-ı siyasiye de varit değildir. Refikimiz bilmelidir ki Stefan Duşan ismiyle hatırlanan otuz senelik bir hal ile büyük Sırbistan’ı bilmem nerelere kadar uzatmak, haritaları hayale ibtinanen boyamak gibi değil Hafız Ali Efendi  refikimizin ityan ettiği vechile Arnavudlar buralarını kıdemde rakipsiz sukena-yı asliyesidir(Arnavudlar buraların en eski asli sakinleridir). Ve buralara ecza-yi memalik-i Osmaniye’den madud olmak kayd-ı mahsusuyla Arnavudluk demekten feragat etmezler ve başka bir nam aldırtmazlar. Bunun için kongremize namını muhafaza ettirmeyi talep ederim.”

 

Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

En popüler

To Top
error: Content is protected !!